AĞAÇLAR KALEM OLSA AYETLERİ HAKKINDA

Günümüzde özellikle de maddi alanda bilgi çok arttı. Öyle ki önceki bilgiler, masal, hikaye noktasında görülüyor. Burada levhi mahfuzdan gelen Kitab’ın üstlüğünün hem görülmesi hem de gösterilmesi gereği var. Öte yandan, “zaten kainattaki bilgi de Allah’ın ilmidir” denilemez. Çünkü Kitab gönderilmiş ve kainatı çözenler de çoğunlukla “biz çözdük” modunda bu maddi ilmi sahipleniyor. Hatta üzerine hevayu heves merkezli bir hayatı bina etmek istiyor. Demek ki Kitab’ın akıl planında bu salt maddi ilme üst gelmesi hayati. Bu da üzerine düşerek olabilecek bir şey. Farkında olunmalı.

Yine şu dikkat çekiyor ki; ağaçlar kalem olsa, denizler mürekkep olsa ifadesi iki surede geçer. Kehf 109 ve Lokman 27. ayetlerde. Ve deniliyor ki; Yahudilerin, “Sen, size az bir ilim verilmiştir diyorsun, halbuki bize Tevrat verildi” şeklindeki sözleri üzerine bu ayetler geldi. Bu noktada ise şu konular dikkat çekiyor; Kehf Suresi’nde geçen Ashabı Kehf, Musa Hızır, hatta Zülkarneyn kıssaları Tevrat’ta geçmez. Tabi, Yahudilerin veya Hristiyanların alt literatüründe bu kıssalara dair kimi anlatılar olsa da bunların büyük ölçüde gizli, bilinmeyen konular olduğu söylenebilir. Yine Kehf Suresi’nde geçen, şeytanın Adem’e secde etmemesi ve özellikle de cinlerden olduğu bilgisi, Tevrat’ta yok. Hatta alt literatürlerinde de çok zayıf, flu geçiyor. Yani ellerindeki en zayıf, olmayan vs konular bunlar. Lokman Suresi’nde geçen Hz Lokman da öyle. Elhasıl, Ehli Kitab’ın en zayıf olduğu konuların aktarıldığı iki sure bunlar ve yapılan çıkış da “elimizde Tevrat var” şeklinde idi.. Dolayısıyla Kuran’ın onların ilmine üstün gelmesine dair bir ifade olarak gözüküyor, “ağaçlar kalem olsa, denizler mürekkep olsa” ifadesi. Hasılı bizler de şu anda hakkın galebesini Kuran’ın bu tarz özelliklerinde görmeliyiz gayet.